Bugun...


Savaş SONGUR

facebook-paylas
İstanbul’u ve Şehirlerimizi Yaka yaka, Yıka yıka Bitiremedik!
Tarih: 23-11-2020 14:58:00 Güncelleme: 23-11-2020 14:58:00


İstanbul, üç imparatorluğa başkentlik yaptı. Sayısız kral, padişah, cumhurbaşkanı, vezir, sadrazam, başbakan, vali ve belediye başkanı gördü. Hepsi İstanbul’u sevdiğini söyledi. Kimi sevgisini göstermek için şiir yazdı, kimi şarkı söyledi. Kimi her semtini nakış nakış işledi. Kimisi semt semt arsa parselledi. Kimi yaptı, imar eyledi. Kimi yıktı, viran eyledi. Kimi yaptı, gül-i gülzâr eyledi. Kimi yaptı, gökyüzünü İstanbullu’ya dar eyledi. 

Kim İstanbul’a ne etti, ne eyledi? Allah biliyor, kulu biliyor, dünya biliyor, arşiv biliyor, tarih biliyor.  Hoş, bilmesi hiçbir anlam ifade etmiyor ya, neyse.

Yüzyıllar geçtikçe şehirlerin simaları ve ruhları da insanların simaları ve ruh hâlleri gibi değişiyor. İnsanlar yaşlandıkça tecrübeli olurlar. Yüzlerine yansıyan çizgi; yılların ve yaşanmışlıkların, duruşundaki sakinlik ise rûhundaki sükûnetin eseridir. Şehirlerdeki her yapı da şehrin yaşanmışlıklarını ortaya koyan ruh çizgisidir. Yaşanmışlıklar, tecrübeler, izler bir şehirde ne kadar çoksa, bu şehrin o kadar dingin ve engin sokakları, caddeleri vardır. Her adımında şehrin dününden âsâr-ı atîka, ahlâk-ı kadîme vardır. Şehre ait âsâr-ı atîkayı, ahlâk-ı kadîmeyi yok ettiğinizde size kupkuru taş yığını, beton yığını kalır. İnsan gibi şehirler de hastalanır, iyileşemezse ölürler.

Ülkemizin her bir köşesinde ömrü bin yılı aşmış yüzlerce, iki bin yılı aşmış onlarca şehir bulunur. Bu şehirleri bir kere hasta ettiniz mi -maazallah- yüz yıllarca ayağa kalkamazlar.

Bugün İstanbul nefes alamıyor, boğazı sıkılıyor, canı yanıyor. Boğaz’daki kadîm camisi yanıyor. Dikkatinizi tekrar çekerim, camisi yanıyor. Hem fiilen hem de fikren yanıyor. Bugün İstanbul’un ayağı toprağa basamıyor, toprağını çaldılar. Başını kaldırıp gökyüzüne bakamıyor, gökyüzünü gökleri delen betonlarla kapladılar.

Yapmayın, etmeyin! İstanbul’u ranta ve ihmâle kurban vermeyin ey İstanbullular!

Tarihî şehirler için -özellikle de İstanbul için- lütfen sahte ağıtları, ağız dolusu lafları, kâğıtlara sığmayan, arşivlere, kütüphanelere intikâl etmeyen, gönüllere inmeyen lafları, yazıları, çizileri bırakın. İstanbul’u İstanbul yapan ne kadar zarif, narin, ince ruhlu, hasbî yapılar varsa, saçma sapan bahanelerle yaka yaka yıka yıka bitirdiniz. Son kurbanın bir cami olduğunu tekrar tekrar söyleyelim. (İtfaiye raporu ne çıkarsa çıksın. Bir cami yandı.)

Ecdat deriz, vatan deriz, millet deriz, tarih deriz, kültür deriz ama fiiliyatta hiçbir mirasına sahip çıkmayız.

Maalesef ülkemizde insanlar öldükten sonra dedikleri ve değeri anlaşılır. Atadan dededen kalma değerler; yıkıldıktan, satıldıktan, yok edildikten sonra kıymete biner. En önemlisi de bizi biz yapan, bizi insan yapan, Müslüman yapan değerler yok edildikten, çürütüldükten, içi boşaltıldıktan sonra âh u feryat edilir. Kime, neye âh u feryat ediyorsunuz? Yöneticiler; kent planı der, harita der, ölçü der, modern yapılar der, restorasyon der, hizmet ediyoruz, der. Ne desin yani, burada rant çok yüksek, ben de yönetici oldum, fırsat bu fırsat kapabildiğim kadar bir şeyler kapıyorum mu desin? İstanbul’da “yak işlet devret” dönemi hiç kapanmadı maalesef.

İstanbul’un ilk düşmanı, onu ranta kurban eden yöneticileri; o düşmanın en büyük silahı da şehrin en nadide parçalarını bir ejderha gibi yutan ‘ateş’tir.

Balıklar çabuk unuturmuş. O nedenle insanların çabuk unutanlarına ‘balık hafızalı’ derlermiş. Hadi ben unuttum, sen unuttun, o unuttu. Peki, toplum neden unutuyor, nasıl unutuyor? Nasıl unutturuluyor? Hep o uzaktaki görünmez düşman var ya, o unutturuyor. “Kahrol düşman, al sana bomba!” misâli üç kuruşluk kuru gürültüler. Şehrin en nadide eserleri yok ediliyor. En nadide eserleri çalınıyor. En nadide eserler, yurt dışına kaçırılıyor. Ama şehirler unutmaz. Arşivler unutmaz. Bir gün gelir arşiv hatırlatır ve şehir hatırlar.

Şâir Nedim, İstanbul’un bir taş parçasına bütün Acem mülkünü değişmeyeceğini söylemişti. Şimdi her yer “kupon araziler”,  “milyon dolarlık sahte eserler” (çini, hat, levha, tablo, oyma, kakma, yazma) dolu.

Şehirler kendilerine var eden dönemin yapıları ile görünür, günün kanunları ve şartları ile yönetilirler. Eğer o şehri hak ediyorsanız şehrinizi var eden değerleri ile yöneteceksiniz. Güncel kanunları, şehri var eden değerleri korumak için kullanacaksınız. Kim şehrin aklını, şehrin dilini, şehrin yüzünü bozarsa onu şehirden uzaklaştıracaksınız. İmar görünümlü yıkımlara, şehri sağa sola çarpıp örselemelerine müsaade etmeyeceksiniz. Yanan tarihe elektrik kaçağı deyip geçmeyeceksiniz. Vatandaşta “Ne olacak? Zaten kim kimden nasıl ve neden hesap soracak?” algısı oluşturmayacaksınız.

Hayatımda hiç cami yandığını görmemiştim, duymamıştım. İstanbul’da ilginç şeyler oluyor. Allah’tan hayırlısı.

ÖĞRETMENLER GÜNÜ

24 Kasım 1928’de kabul edilen Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin 3. maddesi “Her Türk kadın ve erkek vatandaşı bu teşkilatın a’zasıdır.”, 4. maddesi ise “Bu teşkilatın reîs-i umumîsi Millet Mektebinin Başmuallimi Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’dir.” der.

Özellikle 2020 yılında evrensel bir salgın döneminde her Türk vatandaşının eğitimin içinde olduğunu bir kez daha görmüş olduk.

1981 yılında başlayıp 1992 yılından bu yana resmiyet kazanan “Öğretmenler Günü”nün, okulsuz, öğrencisiz geçmesi elem vericidir, üzücüdür. Ancak bir o kadar da şâyân-ı dikkat bir durumdur. Üzerinde dikkatle ve titizlikle durulması elzemdir.

Öğretmenlerimizin bu durumu her şeye rağmen dikkate alacaklarına inanıyorum.

Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlarım.

Savaş SONGUR / 23.11.2020 – ÜmraniyeGündemi Gazetesi



Bu yazı 320 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI