beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü
Bugun...


Savaş SONGUR - Arşiv Uzmanı Tarihçi

facebook-paylas
Mezarlık bekçileri!
Tarih: 28-01-2020 13:08:00 Güncelleme: 29-01-2020 15:18:00


Aklımız zor durumda. Dilimiz zor durumda. Kelimeler zor durumda. Hepsinin zemini kaymış. Kaypaklaşmış durumda. İfade edebildiklerimiz ile ifade edemediklerimizin boyu aynı. Ne birisi kısa ne diğeri uzun. Fikirlerin boğazı tıkanmış. Hakikatlerin üstü bir karış toz tutmuş. Toz tutmak ne kelime tortu tutmuş.

 
 

Çağın getirdiklerine bir hoş eda ile kabul etmişiz. Sormadan sual etmeden. Bize ne getirdi? Bizden neyi götürecek? İstisnasız el birliği, dil birliği, gönül birliği ile her şeyi kabule bu kadar hazır olduğumuzu hiç düşünmemiştim. Herkesin elinde bir ayraç. Kimini kendine alıyor. Kimini karşısındakine itiyor o alıyor. Netice her geleni almak, kabullenmek, kullanmak, posasını çıkarana kadar kullanmak, kısa zaman sonra daha hazmetmeden unutuvermek ortak vasfımız oldu.

Kimse gerçek vasfını yüklenmek istemiyor. Kimse gerçek yükünü yüklenmiyor. Herkes başka konuda uzman. Kendi alanında hiçbir şey bilmiyor. Halbuki uzman olunan konuda her adım başı bir soru sormak gerekmez miydi!

Bilenler de bilmeyenlerde sağır ve dilsiz. Gül bahçesinde yaşadığını sanıyorlar. Kendi saksısına ektiği bir güle tomurcuk açtıramayanlar haşa sümme haşa gücü ele geçirince kendisini ‘ilah’ sanıyorlar. Modern müsteşrikler her yerde. Konuşması gerekenler, dur demesi gerekenler meydana saklanmışlar. Sessiz kalan ahmaklar tarih boyunca niçin sessiz kaldıklarını biliyorlar mı?

Hangi şey için sessiz kaldıklarını biliyorlar mı? Sessiz kaldıkları şey için değer mi, düşündüler mi? Hayra da sessiz kaldılar, şerre de. Şimdi her şey berbat olunca sessizce onayladıklarından gürültü yaparak kaçmaya çalışıyorlar. Kocaman kuru gürültü yapıyorlar. Hem de en rezilinden gürültü. Herkesi, her kesimi suçlayan, kendisini başkalarının suçu ile vaftiz eden vaveyla.

Geleceğin ne olduğunu, gelecekte ne olacağını kestiremeyen, hiçbir öngörüsü, fehmi ve idraki olmayan, gününü kurtarmak için her yolu mubah gören, hiçbir ölüyü gömmeyen mezar bekçilerinde güç ve iktidar.

Ancak yaşayanları, yalanlarına, dolanlarına, talanlarına ortak olmayanları, şuuru olanları gömmeye çalışan hakikat soyucu nebbaşlara teslim edilmiş bir geleceğin bekçileri. Ve onları destekleyenler.  

Zulmeti ışıkların içine saklayanların destekçileri, zararı, haksız ve yersiz satışları büyük çıkarların ve karların arkasına koyanlar. Gizli kapaklı iş çevirenlerin açık saçık destekçileri.  Günahı olmayan kitleleri bir bir günaha çağıranların devri. Kendi masumiyetlerini ispat için başkalarını suçtan cezalandıran gardiyanlar devri.

Ya şakşakçılara ne demeli. Dillerine doladıkları ise zırvaya tevil bulma cümleleri, yaşayan putlarının ağzından çıkanların tekrarından ibaret.  Zavallılar, yalanların, dolanların, talanların devamının bekçileri. Ya bir şeylerin farkında olup da mecbur kaldığını, karnını doyurmak için böyle kaldığını düşünen garibanlar. Tıpkı kırk haramilerin bahşişi ile geçinen masal fukaraları.

Kendini, gününü, kurtarmak için satmadık, harcamadık, tüketmedik nesne bırakmayan eski zamandan kalma müstağrip ruhluların gücü tepeden tırnağa kaplamış durumda toplumun vücudunu. Bu müstağrip ruhlular aslında iyi kumaşın kötü kesilmiş hali diyerek meseleyi masum kılanlar var. Öze bak sen öze.

“Asil azmaz bal kokmaz” demiş atalarımız. Özlerinde, ruhlarında habaset olmasa idi bir yere gelince vicdanları kanamaz mıydı?

Tanzimat öncesinden başlayan ricalden alışık olduğumuz kopyala yapıştır, bas kafasına, Arupa’ya şikayet et. Yukarı tırman, üç beş te laf edersen tarihe kahraman olursun tavrı. Ahar bir ifade ile üç yüz yıldır üstümüzden eksik etmedikleri Nizam-ı Cedid’in gücüne güç katan, adına ad, şanına şan katanların dünyası.

Adına Nizam-ı Cedidçiler, Tanzimatçılar, jönler, inkılapçılar, devrimciler, reformcular, yenilikçiler dediklerimiz. Bir kılık, kıyafet değiştirler, sarık değiştirdiler, fes değiştirdiler, gömlek değiştirdiler oldular başka biri biz de inandık!

Sonra dönüp millete biz sizdeniz deme cür’etini gösteriyorlar. Ne batılı olmuşlar cenneti, ne doğulu kalmışlar masalı. İsa’ya da Musa’ya da yaranamayanlar yani. Bunlar ne iş yapar, ne yapar? Ne yapar sanıyorsunuz. İsa’ya da Musa’ya da yaranamadıkları için bütün hınçlarını Muhammedilerden alırlar. Hızlarını alamaz Muhammedilerin üzerine üzerine yürürler. Hem de biz de sizdeniz diyerek. Zavallı müstağripler. Zavallı kendi yaptığı helvadan putları yiyenler.

Yukarıda da söyledik. Aklımız esir alındı. Fikrimizde, şuurumuz da. Bilgimiz esir alındı. Bileceklerimiz de. Herkese her şeyi öğrettiler, öğrenilmesi talim edilmesi gerekenden gayri.

Artık hiç kimse hiçbir şey bilme ihtiyacı hissetmiyor. Çünkü bilgi ve hikmet artık Yusufi zindanların kuyusunda. Artık o kuyudan kimse su içmiyor. Mesele gayet basitleşti.

Gidiyorsunuz mezarınızın bekçisine, ölüye mersiye, diriye şadiye, düşmana recmiye okuyup üç beş de salavat kavlinden alkışlarsanız açıl susam açıl, bütün kapılar ardına kadar açılır.

Birkaç tanede kırk harami sadakası ile geçinen güruh-ı bed ruhu toplarlar etraflarına. Siz de kala kalırsınız.

Her neyse. İdealiniz varsa, aklınız varsa, derdiniz varsa, gördüklerinizden, duyduklarınızdan, hissettiklerinizden nefesiniz tıkanıyor, diyeceğiniz varda boğazınız düğümleniyorsa az daha sabır, az daha sabır. Şunun şurasında üç yüz yıldır bocalıyoruz.  Başımızda hep mezarlık bekçileri.



Bu yazı 794 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARA
YUKARI