Sizi hiç soydular mı, bir şeylerinizi gasbettiler mi? Ya da size zorla bir şeyler verdiler mi, sırtınıza yükler yüklediler mi? İnşaallah, kimsenin başına bunlar gelmez. Ancak böyle şeyler başına gelen kişinin hissedeceği tek şey, çaresizliktir.
Hırsızlıkla, yolsuzluk ve gasp arasındaki illiyet ve fark (kanunî tarifini hukukçular yapsın) şudur: Malınızın alındığından haberiniz yoksa, sizden gizli çalınıyorsa hırsızlık; kanunî kılıfına uyduruluyor veya kanun kötü niyetli kullanılıyorsa yolsuzluk; alenen yol kesip zorbalıkla bir şeyiniz alınıyorsa gasptır. Bunların hepsi yozlaşmış toplumlarda çok görülür.
Günümüzde bize yaptıkları tam da böyle bir şey. Başka şeylerin adı altına gizlenerek bilgilerimiz çalınıyor. Kanuna dayanarak insanlar soyuluyor ve bir kılıf bulunup borçlu çıkartılıyor. İsim değişikliği ve kelime oyunları vasıtası ile insanlar gasbediliyor. “Ali Baba ve Kırk Haramiler” masalı vardır. Maalesef şimdinin “Ali Baba”sı Çin.
Hırsızlar, gâsıplar, yolsuzlar, yozlar tarihte hep var olagelmiştir. Hattâ bu gözü dönmüşler ve onların yerel aktörleri, iki defa dünya savaşı çıkardılar. Olmadı. Yine doymadılar. Dünya şimdi bir krizin içinde. Tıpkı fili görmemişlerin, gözleri bağlı hâlde fili tarif etmeye çalışmaları gibi. Herkes dokunduğu, tutabildiği yerden krizi tarif ediyor. Dünya bir açmazın içinde. Hiç kimse dünyanın ne yöne gittiğini tarif edemiyor. Herkes, “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.” hesabında.
Tarihte okuduğumuz, gördüğümüz bütün olumsuz durumlar ve hatta daha fazlası gözümüzün önünde cereyan ediyor.
Yok olmuş, helâk olmuş kavimler… Yok olmuş, yerin altına batmış şehirler… Salgın hastalıklar, kuraklıklar… Açlıklar, göçler, büyük küçük katliamlar… İnsanlık suçları… Kendini tanrı sananlar, tanrılaştırılıp tapılanlar… İnsan boyundan büyük putlar… İnsanın cebinde, üzerinde taşıdığı putlar… İçinde, ruhunda taşıdığı putlar… Bir nesli, bir şehri, bir geleceği bir hevâ u heves uğruna gömdükleri, kimseye yar olmayacak ama toplumu tapmaya zorladıkları mabetler… Pazarda alınıp satılan köleler, cariyeler…
Tarih okurken, yazarken şunları ne kolay söyleyiveriyoruz. Şimdi ne oluyor? Şimdi nasıl oluyor? Günümüzde olanlar tarihtekilerden az mı çok mu, siz söyleyiverin. Ne olduğu, nasıl olduğu, neden olduğu ehlince malum. Malum da!
Sanki duvarsız bir ev var: Boyalı, boncuklu kelimelerle süslenmiş, içi boşaltılmış kavram ve değerlerle örülmüş çatısı; elinde sanallaştırılmış aletlerle bekçileri ve bilinmedik kilitlerle kilitli kapısı. Herkes bu kapıdan geçecek, herkes bu eve girecek…Yoksa…
Niçin bizi bu duvarsız eve koymaya çalışıyorlar? Kim bizi bu kapıdan geçirmeye çalışıyor?
Tarihe yön vermekle, çağ açıp kapatmakla övündüğümüz bir millet iken, hiçbir şey üretmeyen, hiçbir şeyi doğru göremeyen, hiçbir dert ile dertlenmeyen, her şeye abone olan, taksitlerle hayatını idame ettiren, o sosyal medya senin bu sosyal medya benim dolaşan, like, tık, ret-vit, un-flov, anlık canlı yayınlar peşinde koşan bu toplumu duvarsız eve koymayacaklardı da nereye koyacaklardı…
Modern açık ve gizli tanrılar… Modern köle tacirleri… Modern diktatörler… Sanal zâlimler, sanal zorbalar…
Evin duvarı yok. Çünkü ev sanal. Her şeyi görüyorsun. Ama yine de kapıdan geçmen lazım. Sayıları astılar mı yafta gibi boynuna bu kapıdan da geçersin. Sonra biri “big brother” gibi seni gözetlemeye başlar.
Duvarsız evde, olup biten her şeyi görürsün. Her şeyi duyarsın. Hiçbir şey gizli kalmaz. En mahrem durumlar bile duvarsızdır, apaçık ortadadır.
Bu duvarsız evde her şey mi kötü? Olur mu öyle. Elbette iyi yönleri de var:
Öncelikle sınır yok. Hem de hiç kimseyle. Tüm dünyayı, dünyada olanları görüyorsun. Kim yalan söylüyor, kim doğru söylüyor, biliyorsun.
Gücü ele geçirmişlerin etrafına üşüşmüş leş kargalarını, çakalları, sinekleri görüyorsun.
“Ya bendensin ya değilsin. Benden isen sorun yok, değil isen “yerim seni o hâlde” diyenleri de görüyorsun.
İnsanların gözünün içine baka baka yalan söyleyenleri görüyorsun.
Açık açık haram yiyenleri, milletin malına el uzatanları görüyorsun.
İnsanlığı, adaleti, sevgiyi, merhameti, kim kendi çıkarlarına göre kullanıyor, görüyorsun.
Kim insanların değerlerini, inançlarını, duygularını hiçe sayıyor, onlarla alay ediyor, onların değer verdikleri hilâfına iş yapıyor, onu da görüyorsun.
Peki, duvarsız evde gördüklerimizden başka ne var? Ya, bizi geçirmeye çalıştıkları kapıdan sonrasında? İşin doğrusu, bundan sonra ne olduğuna dâir kimsenin elinde hiçbir bilgi yok.
Biz gasba uğramış gibi çaresizce, gaspçıların ve avanelerinin elinde, duvarsız evin kapısında bekliyoruz.