beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü
Bugun...


Savaş SONGUR - Arşiv Uzmanı Tarihçi

facebook-paylas
ÇANAKKALE GEÇİLMEDİ, SONUÇTA İSTANBUL İŞGAL EDİLDİ!
Tarih: 20-03-2020 13:46:00 Güncelleme: 20-03-2020 13:49:00


16 Mart 2020 İstanbul’un işgalinin 100. Yılı, 18 Mart 1915’in 105. Yılı. Bu iki tarihi yan yana yazmak bile Osmanlı Devletinin son yıllarında neler yaşadığının en sarih; iki örneğidir.

Başta İngilizler olmak üzere batı dünyası Osmanlı Devletinin yaşamasının emperyal amaçlarına uymadığını, dolayısı ile yıkıp paylaşmanın daha doğru olduğu üzerinden planlarını uygulamışlardır. Malum, Harb-i Umumi; Osmanlı İmparatorluğu da dâhil olmak üzere dört imparatorluğun yıkılmasına ve dört büyük hanedanın çökmesine neden olmuş bir harptir. İş sadece bununla kalmamış dünya  siyasi coğrafyası bir daha asla aynı düzleme gelememiştir. Batılıların tabiri ile yeni bir dünya kurulmuştur.

Anadolu’da da tamamen Türk unsuruna dayanan yepyeni bir cumhuriyetin kurulmasına yol açmış olması nedeniyle bilinen Türk tarihinde yeni bir sayfa açılmıştır, çok ayrı bir yeri ve önemi vardır. 

Osmanlı Devleti Harb-i Umumiye Almanya’nın yanında girmiştir. Harbe giriş kararını alanlar Osmanlı Devletinin durumunu hem düşünmemiş hem analiz edememiş hem de hesap edememiştir. Dahası  maceraya hiç kimseyi dinlemeden gözü kapalı atlamıştır.  

Şu oldu, bu oldu, şöyle oldu böyle oldu. Evet tarih dersleri için detaylı konulardır. Tek tek en detayına kadar analiz edilmelidir. Ancak en nihayetinde sonuç ortadadır. Tarihin gördüğü en muhteşem devletlerden birisi yok olmuştur. Sadece bir devlet mi yok oldu?

İslam aleminde müstakil bağımsız bir devlet kalmamasını, islam aleminin topraklarının sömürge altına girmesini, din, dil, ırk, mezhep, idioloji parçalanmaları, fiilen ve fikren yıllarca sömürülmeleri, fiili sömürü sonrası fikri sömürünün genlere kadar işlemesi, emperyal dünyaya dur diyecek gücün kalmaması, akıl ve insaf medeniyetinin temsilcisinin yok olması gibi akla hayale gelmeyecek bir sürü durumlarla karşı karşıya kalmamızı bir yana bırakın Harb-i Umumiye girişten sonra İstanbul’un işgali bile meseleyi anlamak için yeter sebeptir.

Daha 5 yıl önce 1915’te geçemedikleri Çanakkale’nin kanları kurumadan, Sultan II. Mehmed’in, Doğu Roma’yı (Bizans’ı) tarihe karıştırması intikamı naraları İstanbul’da yankılanmıştır.

Kuruluş sürecini İstanbul fethi ile tamamlayan Osmanlı’nın son yüz yılları bir çok bakımdan sancılı geçmişti. Batı dünyasından batıya sığınmakla kurtulacaklarını sanan yöneticiler elinde sürekli tanzimat, ıslahat, yenilik, reform yapan Osmanlı ricali vardı. Osmanlı’nın dağılış ve yok oluşunun taşlarını kim dizdi kimin eli ile dizildi diye bakıldığında şüphesiz gizli cemiyet, çetecilik gibi, gizli örgütlükten siyasi partiye evrilen İttihat Terakki ve mensuplar olduğu görülür.

İsyan çıkararak, ihtilal yaparak, siyasi komplolar düzenleyerek, savaşa girerek, olmadık yerlere çephe açarak, orduyu kırdırıp, çepheleri terk ederek, ülkesinden kaçarak vatanı kurtaran kahramanlar! 

16 Mart 1920 yılında ittihat ve terakkinin kaç kahramanı İstanbul’un işgaline direndi?

Fatihin emanetine sahip çıktı?

Kim İslam dünyasının onurunu ve siyasasını temsil eden Türklerin elinde olan Makam-ı Hilafeti korumaya çalıştı?

Kim devleti temsil etmeye çalıştı?

Kim savaş öncesi yaklaşık 7 milyon km2 olan topraklarda yaşayan insanları korumaya çalıştı?

İttihat Terakki yöneticileri, mensupları ve onlar gibi düşünenlerin hepsi i 16 Mart sabahı İstanbul’u işgal eden kuvvetlerin girişi ile gaiplere karıştı. Kimisi pişman oldu, kimisi kaçtı. Kimisi şurda burda öldü, kimisi kahraman edası ile öldü. Kimisi kendi eli ile yarattığı düşmanlarca öldürüldü.

Nihayetine baktığınızda tarihten emsaline bir daha rastlanamayacak devlet yok oldu. Kurulduğu günden yıkıldığı güne kadar, hatta tarihe karışmasından 100 yıl geçtiği halde bu gün bile tarihinin, coğrafyasının, medeniyetinin her bir sahifesi ayrı bir ibret, ayrı bir ders, ayrı bir durum ve duyuş olan Osmanlı hala ihtiyaç hissedilen bir ruh olarak orada duruyor.

Bu gün bize Osmanlı’nın bıraktığı mirası anlamaktan başka ne düşer bilmiyorum.   

İstanbul’un işgaline giden yolun taşları şu şekilde döşenmişti; 

Dünyadaki siyasi atmosferin en sıcak olduğu günlerde ülkeler çıkarları doğrultusunda ittifak arayışlarına girmişlerdi. Osmanlı ricali büyük bir gizlilik içinde sürdürülen görüşmelerden sonra Türk-Alman Askeri İttifakını 2 Ağustos 1914’te imzalandı.

Almanya 1 Ağustos saat 17.00’de Rusya’ya harp ilan etti. (Antlaşma 2 Ağustos’ta imzalanmış olduğu için yapılan anlaşmaya göre Türkiye antlaşmayı imzaladığı gün Almanya’nın yanında harbe girmeyi kabul etmiş oluyordu.)  Buna rağmen Osmanlı  devleti, 3 Ağustos 1914’te bir yandan seferberlik ilan ederken diğer taraftan da silahlı tarafsızlığını ilan etti.

Ardından iki Alman savaş gemisi (Göben ve Breslaw) İngiliz donanmasının takibinden kaçarak 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazından içeri girdi. Yavuz ve Midilli isimleri verilerek Türk bayrağı çekilen ve mürettebatına Osmanlı üniforması giydirilen bu gemilerin Alman komutanı Amiral Suşon, aynı zamanda Türk Donanmasının I. Komutanlığına atandı.

28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle Avrupa’da başlayan savaş Rusya’nın seferberlik ilan etmesi ve bunu Avusturya-Sırp anlaşmazlığına müdahale sayan Almanya’nın 1 Ağustos’da Rusya’ya, 3 Ağustos’ta Fransa’ya harp ilan ederek Belçika topraklan üzerinden taarruza geçmesi, Belçika’nın tarafsızlığının ihlal edildiği gerekçesiyle 4  Ağustosta İngiltere’nin Almanya’ya harp ilan etmesiyle kısa sürede bir genel harbe dönüştü.

Osmanlı ordusu başkomutan vekili Enver Paşa’nın izni ile Karadeniz’e geçen  Yavuz (Göben) ve Midilli (Breslavv) ile birlikte on bir parçadan oluşan Türk Donanması 27 Ekim sabahı Karadeniz’e açıldı. 29 Ekim sabahı Odessa, Sivastopol, Novrosiski limanlarını bombardıman etti ve birkaç Rus gemisini batırdı. Böylece Türkiye fiilen harbe girmiş oldu.

Böylece yeterli gücü ve hazırlıkları olmayan Osmanlı devleti Kafkas cephesinde Ruslarla, Filistin Suriye cephesinde İngilizlerle, Çanakkale cephesinde İngilizler ve Fransızlarla savunma savaşları yapmasının yanında Avrupa’da (Galiçya, Makedonya, Romanya) müttefiklerine yardım cephelerinde savaştı.

Sonrası  Mondrdos…

Sonrası İstanbul’un İşgali…

Sonrası tüm Osmanlı topraklarının işgali…

Sonrası 23 Nisan…

Sonrası Kurtuluş  Savaşı…

Sonrası Lozan…

Sonrası da bahs-i diğer!!!



Bu yazı 1051 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARA
YUKARI