beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escortlar beylikdüzü escortlar beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü
Bugun...


Savaş SONGUR - Arşiv Uzmanı Tarihçi

facebook-paylas
23 NİSAN 1920’YE GİDEN YOL
Tarih: 20-04-2020 11:30:00 Güncelleme: 20-04-2020 11:30:00


23 Nisan 1920’ye giden yolda yürüyenlerin hiç biri 100 yıl sonra bu gün hayatta değil. Ancak onların birinci derece çocukları ve torunları hayatta.

23 Nisan 2120’de ise 1920 ilk yüz yılını görenlerin (yani bu gün hal-i hayatta olanlar) akibetini Allah bilir.

Demek ki yüz yılda bir husule gelen bu gibi mühim sene-i devriyeler bir nesle sadece bir kez nasip olurmuş.

Büyük sene-i devriyeler ne işe yarar ki?

Hoş anlamlı, manalı, mantıklı ve topluma mâl edilmiş şekilde ele alınmaz ise hiçbir işe yaramaz. Ne olacak sanki başımız göğe mi erecek?  Öyle değil abartmanın âlemi yok. Toplumu kökünden etkileyen büyük hadiselerin dikkate alınması lazım gelir deniliyor ise;

Ne gariptir ki Balkan Savaşlarını, 1 Dünya Savaşını (Çanakkale’nin 100.yılını) hep üç beş salon toplantısı ile geçiştirdik. Beylik nutuklar bile yeterince değildi. Hatta Menderes’in 1953 yılında da İstanbul’un fethinin sene-i devriyesini Yunanlı ve batılı dostlarımızı gücendirmeyelim diye bu kadar şaşaalı kutlama luzumuzluğu yapmayalım dediği rivayet edilir.

Tam da ya bu 23 Nisan 1920’yi hakkı ile anacak, anlayacak, yad edecek, duruma bakıp yeni ufuklar cizecek, meseleyi günlük meseleden uzak derinlemesine ele alacaktık gibi beylik laflar icra edenler için kurtarıcı kovit19 oldu. Hem de yeni tipi. Bu gün de Korana virüsü (kovit 19) nedeni ile 23 Nisan 1920 ile ilgili hiçbir şey yapılamayacak. Sanıyorum klavye başında üç beş yazı çiziktirilince her kes görevini yapmış sayacak kendisini.

Asıl soru şu;

23 Nisan 1920 sadece 11 Nisan 1920’de kapanan İstanbul’daki Meclis-i Mebusa’nın Ankara’da yeniden açılmasıdır. Bu bir devamlılıktır denilebilir. El-hak doğrudur. Ancak 23 Nisan dan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını, eskisi düşünülmediği, eskisi gibi yapılmadığı, eskisi gibi sonuçlanmadığı yep yeni bir neticeler husule getirdiğini unutmamak lazım. Şahsi kanaatime göre bu devamlılık mıdır bu dahi sorgulanmalıdır?  

Kısaca  23 Nisan 1920’ye giden yol nasıl döşenmişti?

Osmanlı Devleti’nin son çeyreğinde çok sancılı bir süreçte bir padişahın katli, bir padişahın deliliğe feda edildikten sonrası pazarlıkla 23 Aralık 1876 meşruti monarşiye getmişti. Meşruti monarşi ile birlikte saray ve meclis arasında bir güç değişimi ya da dengesi oluşmuştu. Abdülhamid II devrinde güç sarayda iken 1908 ihtilali ile birlikte meclis açılmıştı. Görünüşte “hürriyet” ilan edilmiş. Gizli ve yeminle girilen komita olmuş siyasi parti. Enver- Talat-Cemal üçlüsü koskoca devleti adeda esir almış, öngörülemeyen davranışları sonucunda, devlet dibe vurmuş halk perişan olmuş, sınırlar küçülmüş, nüfus telef olmuştur. Komitacılıkla devlet yönetimini karıştıran İttihat ve Terakki’nin davranışı da (ki diğer siyasi partiler de bunlardan farklı değildi) eklenince önce Balkan Savaşları, ardından neredeyse Enver Paşa’nın tek başına karar verip Osmanlı’yı Harb-i Umumiye sokması, 3 kıta 7 cephe, o günün tabiri ile düvel-i muazzamaya karşı müthiş mücadele, Mondros, Sevr, ardından başlayan Anadolu ile sınırlı kalan kurtuluş mücadelesi, Mudanya, 1. Lozan ve sonrası bambaşka bir tarih… Sayılamayacak kadar çok şeyin sonu, sayılamayacak kadar çok şeyin başlangıcı…

Tarihi süreci değerlendirmek için ise

Tarihi vakıalar, tarihi vakıadır. Olduğu gibi kabul şarttır. Ancak bu kabul ile tarih kendinden bekleneni verir. Yoksa tarih dediğiniz şey birilerinin övdüğü, birilerinin sövdüğü, birilenin hırsını aldığı, birilerinin hıncını aldığı yer değildir. Hal böyle olunca “tarihi gerçekler” kavramı ortaya çıkar. Tarihi gerçekleri nereden buluruz sorusunun cevabı malum kütüphaneler ve arşivlerdir. Evet doğruyu bulmak için kütüphane ve arşivlere müracaat şarttır.

Ancak  bir şartla; “tarih ve arşiv 2 kere 2 ninin 3 ila 5 arasında bir sayıdır size hangisi lazım, üç yakın dört mü beşe yakın dört mü demeden” bir mesele hakkında müsbet ve menfi tüm bilgi ve belgelere bir araya getirmek, o günü o günün şartlarında değerlendirip, bu günün akli, siyasi, fiili, fikri düşüncelerine uyarlamamaktır.

Yüz yıl geçtiği halde hala 3 ila 5 arasındaki dördü nereye koyacağımızı bulamıyorsak şöööyle bir düşünmek, etrafa bakmak, anlamak gerekmez mi?

Yüz yıl geçti üstünden ne var bunda diyenler için şu hadiseler zincilerini hatırlatalım.

Çanakkale savaşında ölen İngiliz askerinden alınan tüfek Mekke şerifi Hüseyin’e hediye edildi. Faysal, Ekim 1916’da Thomas Edward Lawrence ile tanıştı ve onu kendine danışman yaptı. Bu görevlendirmenin bir nişanı olarak o tüfeği Lawrence’a hediye etti. Lawrence, iki yıl kullandı bu silahı. Öldürdüğü her Türk askeri için bir çentik attı tüfeğe. 1 Ekim 1918’de Şam’a girdiğinde bu tüfek Lawrence’ın elindeydi. Lawrence tüfeği İngiltere’ye götürüp İngiliz Kralı 5. George’a armağan etti. Bu tüfek şimdi Kraliyet Savaş Müzesindedir.

Ya da “tüfekteki çizikleri” unutmayalım!

24 Nisan’a bir küçük not:

Diaspora Ermenileri her yıl 24 Nisan silahını üstümüze doğrultuyorlardı. Bu yıl virüs nedeni ile bu 24 Nisan silahına mermi sürülmemiş görünüyor.

Demek ki mesele tarihi vakıa olmaktan çok günün ihtiyacına uyarlanmış siyasi davranışmış. Şimdi gerçekleri görme zamanı!

Çin’in Doğu Türkistan’da ve Uygur bölgesinde yaptıklarının bir hesabının verilmesi gereğini bu vesile ile görelim.

Covit, Çin’den yayıldı. Bu bir ekonomik soykırımdır, bu bir sosyal soykırımdır, bu bir fiziki soykırımdır. Hem de tüm düyayı etkileyen bir soykırımdır. ABD ve Çin birbirlerini suçluyorlar. Kaç yıl suçlayacaklar varsa ömrümüz göreceğiz. 



Bu yazı 1200 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARA
YUKARI