Dün İstanbul'un fethinin 566. yıldönümü nedeniyle gazetemiz yazarlarından Arşiv Uzmanı Tarihçi Savaş Songur, bugüne kadar yazılmış klasik fetih yazılarının dışında ender bir yazı kaleme aldı. Yazının bir bölümünü burada paylaşma gereği duyarak fetih şuurunu ve de özellikle Ayasofya meselesini bir kez daha vurgulamak istedim. Okurlarımıza güncelliğini koruyan İstanbul'un fethiyle alakalı bu ender yazıyı mutlaka okumalarını ve çocuklarına da mutlaka okutmalarını şiddetle tavsiye ederim.
***
Müzeye çevrildiği günden itibaren hiç olmazsa camiin içindeki eşyaları korumaktan başlayan mücadele toplumun her katında kendine göre yer buldu. Vicdanı olan her Müslüman cami olsun diye elinden geleni yapmaya gayret etti. Siyasilere her dönemde çağrıda bulundular.
Menderes, Özal, Erdoğan. Her bir siyasi kendine göre gerekçeler sundular. Menderes cami kürsülerinden yükselen Ayasofya’yı aç kurtul nidalarını duymadı, duyamadı. Özal şartlar el vermiyor demeye getirdi. Erdoğan Ayasofya’nın açılmasını Sultanahmet camiinin sabah namazında dolması şartına bağladı (ama Çamlıca’daki camiye Diyanet eliyle, parti teşkilatı insan taşıyor. Ayasofya için kimse insan taşımadı). Vel hasıl siyasilerin gücünden çok mesele nasip meselesi olarak ortada durmakta.
Toplumun beklentisi Ayasofya’ya bilet alarak değil abdest alarak girmek olarak önümüzde durmaya devam ediyor.