Bugun...



İnsancıklar

“İnsancıklar” üzerine yazılmış dünyaca ilk akla gelen iki romandan hareketle, soysal medyanın da etkiyle toplumda son zamanlarda türeyen ucube “insan” tiplerini değerlendirdiği yazısında Arşiv Uzmanı Tarihçi Savaş Songur, türeyen bu ucubelerin tek tek özelliklerini ortaya saçarak, “eğer bu fakiri dinlerseniz bunlarla yola çıkmayın” diyor.

facebook-paylas
Güncelleme: 26-09-2020 15:14:05 Tarih: 26-09-2020 15:06

İnsancıklar

İnsancıklar denince akla ilk Fyodor Mihail Dostoyevski’nin tanınmasına ardından da zirveye çıkmasına vesile olan romanı akla geliyor. (İnsancıklar romanını toplumsal olaylara bundan yaklaşık 175 yıl öncesinin gözü ile bakmak isteyenler için okunmasını şiddetle tavsiye ederim.)

İkinci bir insancıklar romanı daha var. Gerçek adı David Comwell olan John Le Carre’in (ki bir casusdur) 1960’larda basılmış bir romanı var. Bu roman da işin casusluk hikayeleri kısmını incelemiştir. (Meraklılarına bu roman da tavsiye edilir.) Komumuz batı dünyasından roman ve hikaye tavsiyeleri değil. Öyle ise insancıklar demekten neyi kast ediyoruz ona bakalım.

Öncelikle insancıklardan kastımız, kendisini olduğundan daha büyük gösteren zevata ilişkindir. Son zamanlarda internetin dolayısı ile sosyal medyanın yaygınlaşması ile kendisini dev aynasında gören bir ubuce tipli zevat türedi. Türedi diyorum çünkü bunların birçoğu da türetildi. Yani kendi istek ve arzuları ile dev aynasının karşısına geçtiklerini sanmıyorum. Böylelerinden birkaç tanesine şahit oldum. O kadar akılları olsa yüzlerine sürerler çünkü. İşin Dostoyevski tarafı hiçbir vicdani, insani yönlerinin olmayışı, Comwell yanı ise bu insancıkların ortaya birileri tarafından empoze edilmiş olmasıdır.

İnsancıklar ifadesinden diğer bir kastımız ise meseleleri kendilerinin yapabilecekleri hiçbir şey olmadığı halde başkalarının sırtından tüfek atmalarıdır. Bu insancıklar kendi akılları, kendi duyguları, kendi bildikleri (bazen çokbilmiş oluyorlar o ayrı bir bab), kendi inançları, kendi ahlakları, kendi kültürleri başka türlü olsa bile birilerinin aklı ile birilerinin bakışı ile birilerinin yapışı ile dem vurmaları. Onlar gibi konuşmaları onların yaptıklarını gözü açık, gözü kapalı tasvip etmeleri, kendilerince izahat getirmeleri. Bu gibi zavallı insancıklar yaşadıklarını sanıyorlar. “Ah hocam ah sen meselenin iç yüzünü bilmiyorsun, o iş senin sandığın gibi değil, sen görünene ne bakıyorsun aslında o iş senin sandığın gibi değil…” vb. cümleler de en çok kullandıkları cümleler bu insancıkların.

İnsancıklardan bir diğer kastımız ise meselelere vâkıf olanlar. En çok da bu insancıklara üzülüyorum. Çünkü piyasada en çok bu modellerden var. Amma velakin en çok da bu modeller harcanıyor. Bir meseleyi konuşurken haklısın diyor. Hatta bazıları bir açılıyor kabak çiçeği gibi her şeyi ortaya döküyor saçıyor. Sonra oradan ayrılınca sanki o değilmiş, hiçbir şey dememiş gibi hem Dostoyevski hem de Comwell’in insancığına dönüşüveriyor (ki böyleleri yanında bazen beni idare ettikleri beni mutlu etmek için öyle davrandıklarını da sanmıyor değilim. Eğer durum bu ise yine ikiyüzlü insancıklar demektir.)  Bu insancıkların birçoğu da güdümlü STK’larda yönetici, çalışan ya da yönetim kurulu üyesi. Her şeyi göstermelik olarak kahramanca savunurken görürsünüz. İpleri birilerinin elinde olduğunu anlamanız için sadece bir toplantılarına katılın yeter. Bu insancıkların birçoğu defaatle kovuldukları kapıyı bekleyerek ideolojilerinin davalarının bekçiliğini yapmaya kalkan insancıklardır. Böylelerini nereden tanıyacağız derseniz; Sosyal Medyalarına bir bakın. Bir görüşü, siyasi partiyi vb. şeyleri doğrudan övmek yerine üçüncü tekil şahıslar üzerinden en basit şeylerle (kedi, köpek, kuş vb. yemleme gibi bahaneler ile  “örneğin: sokak köpekleri baktım aç, belediyeyi aradım on dk. sonra yetkililer geldi köpekleri doyurdu. İşin aslında bu insancıklar şöyle demek istiyor. Başkanım ve/veya adamları bu aralar elimde iş yok bana bir ihale paslasanız veya hakedişimi/ihale alacağım ödenmedi bir ödeseniz demektir ”)  dolaylı yoldan överler. Bu insancıkları tanımanın en önemli kriterleri ise toplum içinde konuşurken sürekli dürüstlük, din, ideoloji, kahramanlık, mensubiyet, aidiyet satarlar.

İnsancık diye kast ettiğimiz kesimlerden bir diğer grup ise: “sözde”, “kardeşim benim hiçbir şeyle işim olmaz” diyenler. “Ben ne etliye ne sütlüye karışırım” diyen güya hiçbir şeye karışmayanlardır. Bunlar da iki gruptur. Birinci grup gerçekten hiçbir şeye karışmayıp aklını, fikrini, yaşamını, ruhunu sadece paraya tahvil etmiş üstelik te hiçbir şey düşünmeyen tiplerdir. Zavallı insancıklar çalışarak zengin olacaklarını sanırlar. Birisi gelip bir algı yönetimi yaptığı zaman, döviz kuru ile oynadığı zaman her şeyleri ellerinden gider haberleri bile olmaz.

Bu kesimin ikinci grubu domuz ruhlu insancıklardır. Haram, helal ne bulursa yer. Sonra “Aaa…Benim haberim yok öyle mi imiş” numarasına yatanlardır. Bu gruptakilere insancık bile demek az olsa bile netice itibarı ile toplumun çok çok büyük bir kesimini oluşturdukları için çok fazla negatif şeyler söylemek zülfü yâre dokundurma yapacağı için sadece bunları tarif için “haram helal ver Allahım, kadı kulun yer Allahım” takımı demek yeterli.

İnsancıktan kast ettiğim son grup ise şeytan ile pazarlığa girmişler. Bunların büyük çaplısını 15 Temmuz’da görmüştük dersem meseleyi anlayacağınızı düşünüyorum. Ancak grubun bireysel örnekleri olarak; kırkından sonra fidan gibi eğileceğini sanan, eğildiğini sananlardır. Aslında bu şahıslar ne eğilebiliyorlar ne de ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamıyorlar. Ama yarandıklarına sanıyorlar. Bunların en büyük özelliği gizlenmektir. Bir başka ayırt edici vasıfları ise diplomalı olup bir tür makam sahibi olmalarıdır. Bunlar hiç okumazlar. Ama gizli bir haberleşme ağları vardır. Bir şeylerin kokusunu bir yerlerden alırlar. Temel düşünceleri günün şartı neyi getirdi ise hemen oraya üşüşmeleridir. Sizin anlayacağınız her devrin adamları bunlardır. Eğer bu fakiri dinlerseniz bunlarla yola çıkmayın. Yola çıktıklarını yolda buldukları ile değiştiren adamlardır bunlar.

Son bir not ilave etmeden geçmeyelim; Toplumdaki bu durumu nereden biliyorsun? Ya da soruya bir soru daha ilave edelim. Sen hangi insancık grubundansın?

Cevabı da verelim; Hangi grupta olduğuma kendi bakış açım değil ehl-i insafın ya da daha doğru ifade ile insan olan insanın bakışı karar verir. İnsanı insan yapan şey durduğu yerdir.

Yani bir mesele karşısında hangi ölçüyü kullanıp hangi neticeye vardığımdır. Tıpkı benim bazılarına insan dediğim gibi. Ama maalesef o insanların birçoğu beyaz atlara binip gittiler.

Kalanlar da tazyik-i savt etmek yerine tebdil-i mekanda, uzletteler.




Bu haber 618 defa okunmuştur.


FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
GAZETEMİZ

SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARA
YUKARI YUKARI